Saturday, April 25, 2009

İÇİM DIŞIM İSTANBUL

Uzun bir ayrılıktan sonra
Yine yüzükoyun düştüm
Karıştım İstanbul'a…
Avuçlarımda pamuklar içinde sakladığım anılar…

Ah… Ulan ah!
Baştan aşağı erguvan Boğaziçi
Ah… Ulan ah!
İçim dışım ebruli…

Boğazın sularına
Bir dalar, bir çıkar
Balık düşlü /simsiyah bir karabatak
Atak mı atak…

Denizi getirir bir martı
Damıtır kadehime döker
Tam gözlerinden içerken İstanbul'u
İstanbul'da akşam olur…

Akşamdan akşama içene
Akşamcı derler./ Akşamcı kim?
İçinde sıla büyüten
Gurbet düşkünü ben kim?

Ah… Ulan ah!
Yine sarhoşum zil zurna
Ah… Ulan ah!
İçim dışım İstanbul.

Ne olur? Tut beni! Tut beni İstanbul!
Zaten çıkmışım yoldan.
Bir de sen…
Bir de sen
Baştan çıkarma…

DÜŞ, KALK, KOŞ

Düşe kalka
Koşulur aşka
Düşe kalka…

Düş, kalk, koş
Yakalarsan bırakma
Çok hoş.

DÜŞE KALKA

Düşe kalka
Koşulur aşka
Düşe kalka…

Ayakta kalana
Çıkartılır şapka.

BEN HİÇ YALNIZ KALMADIM Kİ?

Ağır ateşte pişen
Cezvedeki Türk kahvesi…

Aşk türküleri söyleyen
Avaz avaz serçe sesi…

Kayaları durmaksızın öpen
Su ile toprağın cilvesi…

Ya da başka diyarlardan haber getiren
Ilık rüzgârın nefesi…

Bana hep seni hatırlatır…
Nasıl desem, nasıl anlatsam?

Ben hiç sensiz kalmadım ki,
Yalnız kalayım…

SEVGİNLE SEVİŞEMEDİM

Güneşi sağdım
İçtim ışığını
Yine de…
Gözüne erişemedim.

Lale gül karanfil oldum
Koktum miski amber gibi
Yine de…
Kokuna ulaşamadım.

Kuş oldum uçtum
Koştum kanatlandım
Yine de…
Sana yetişemedim.

Seni sen olduğun için sevdim
Sevindim sevdiğime
Yine de…
Sevginle sevişemedim.

PENCERE

Seni düşününce
Koştuğum tek yer pencere

Sanki her geçen sen...

Sunday, December 07, 2008

BANA BİR ŞİİR YAZAR MISIN?

Anneciğim,
Şiir defterimi kaybettim
Bana bir şiir yazar mısın?

İçinde sen de ol
Babam da olsun
Hep işte olmasın
Mısır patlatsın geceleri…

Kardeşimin gözleri parıldasın,
Yıldız yıldız olsun,
Neşeyle dolsun…
Çiçeklerin dalları kırılmasın
Meyveler hem sarı, hem kırmızı olsun..

Gecemi aydınlatsın
Ateşböcekleri…
Akşamsefası çiçekleri
Misafirliğe gelsin…
Kuş olsun,
Uçsun uçurtmam…
Arkadaşlarım hepsinin
Renk renk olsun misketleri…

Basıp çiğnediğimiz çimenler
Gıdıklansın...
Önce gülümsesin,
Sonra atsın kahkaha…

İşte ben bunları yazacaktım.
Şiir defterimi kaybettim…
Anneciğim,
Bana bunları yazar mısın?

HATIRDA KALMAZ

Seni sevdiğimi
Satır satır yazmalıyım,
Dağa, taşa
Yazabildiğim her yere, her şeye
Satır satır yazmalıyım...

Niye diye sorma?
Hayat güzel anılar kadar kısa.
Hatırda kalmaz sevdiceğim
Satırda kalır...

İSTANBUL YÜKLÜ KALÇALAR

Sen yürürken Boğaziçi’nde
Hele bir de martılar;
Maviler getirir,
Maviler götürürse...

O zaman işte,
İstanbul yüklü kalçalar
Bir Asya,
Bir Avrupa olur.
Gönlüm huzur bulur.

Friday, August 15, 2008

ELMA ŞEKERİ

Bahçemdeki
Elma ağacı
Bu sene iyi
Ürün verdi.

Ama sen
Bütün askerlerini
Bahçeme göndermişsin.
Elma şekeri
Yemeleri için.

Monday, July 14, 2008

SEVDA YÜKLÜ ANILAR

Dudaklarına
Kırmızı kırmızı
Sürülmüş bal.

Ne olur sevgili
Ne olur
Yanımda kal.

Bulutlarda sevda yüklü anılar.

DOLUDİZGİN ÖZGÜRLÜK

Özgürlük dediğin
Bir güzel türkü
Hele onu ilkin sen bir söyle
Gerisi gelir doludizgin.

ÇAM SAKIZI

Bir gülümsemen kaldı
Gözbebeklerimde
Çam sakızı sanki
Çoban armağanı.

Tuesday, January 08, 2008

Kalabalıkta Boğulmak


Kalabalıkta yalnızlıktan boğulanlar için çizdim. O.Yavuz İNAL

Tuesday, December 25, 2007

GÖKKUŞAĞI OLUR DÜŞÜNCELERİM

"Sevmek dokunmaktır."
Desmond Morris

Bu gurbet akşamında
Yalnızlık bir şal gibi
Yüreğimi sarınca,
Yürekte demlenen sevgiyi
Körükler aşkın alevi.

O zaman,
Gökkuşağı olur düşüncelerim
Turna boyluma varır.
Gözlerim coşan, taşan
Sıcacık bir ırmak olur.
Girdap olurum o an
İçime çekerim
Yârin karanfil kokusunu.

Dudaklarım volkan olur,
Ellerim yangın yeri
Dokunmak ne kelime
İpek iple nakış nakış işler gibi
Öpüp, okşar, koklarım tenini.
Budur aşkımızın tuzu biberi.

SAHİL ÇOCUĞU

Ey sahil çocuğu,
Nereye baksan göz, gez, arpacık ve deniz.
Kumsalda geze geze, bence denize benze ...
Sandal ol, çakıl taşı ol, ne istersen o ol.
Baltaya sap nasıl olunursa öyle ol...

Ben senin yerinde olsam dalga olurum.
Dost olurum sonra rüzgârla.
Soluk soluğa öpüşürüm sarp kayalarla bütün gece...
Köpük köpük çocuklarımız olur.

Ay´a kur yapar, yakamoz olurum,
Ateş böcekleri gibi parlarım.
O zaman işte,
Büyülü bir kadın kokusu dolar sahile.
Çekerim içime mis gibi iyot kokusunu,
Nakış nakış işlerim tenime...

Ey sahil çocuğu,
İster salına salına kürek çek,
İster doldur rüzgârı yelkenine
Yarış yap yıldızlarla...
Bir yunus yoldaş olsun
Martıları yap arkadaş...
Adın deniz olsun, soyadın yelken
Gez, dolaş dünyayı vakit varken.
14/15.4.2007 Ankara

DOST MECLİSİ

Sevgili dostlar,
Muhabbetten uzak kaldım bu aralar...
Var mısın? Bir dost meclisi kuralım.
Sazlı, sözlü, çiğköfteli sıra geceleri kıskansın...
Gün bitip de siyahın hâkimiyeti başlayınca
Davet edelim yıldızları...
* * *
Kızarmış ekmek, peynir, zeytin, kırmızı domates
Bolca yeşillik de hazır.
Çay da tam deminde hani.
Halil İbrahim bereketi soframızda...
* * *
Koca çınarın gölgesi masa olmuş.
Bir el etmiştim mor menekşeye
Yanında getirmiş kokulu karanfille
Akşamsefasını...
* * *
Ay´da gelsin katılsın muhabbete.
Zaten söz verdi, kılavuz olacak gece perisi.
Hazırlığını yapmış, bir şiir de rüzgâr okuyacak.
Bilge baykuş, şimdiden yerini almış,
Kurulmuş tahtına, onun da söyleyecek sözü var anlaşılan.
* * *
Bir ateş böceği geçti yanımdan
Onu da çağırdım meclisimize.
Geceyi güzelleştirmek elimizde
Kapımız herkese açık. Ne olur gel.
Gel katıl, sen de bu muhabbete.